Tarih 04.Ekim 1987. İstanbul Samatya SSK Hastanesi.
Genç bir çift, ilk bebeklerine kavuşmak üzereyken anne adayı erken doğum olasılığıyla adı geçen hastaneye yatırılıyor. Düşük kilolu doğan bebeğin bir müddet kuvöze yatırılması gerekiyor. Ancak bu hastanede yeni doğan ünitesi olmadığından bebek anneden ayrılarak hasta yakını tarafından Yenimahalle SSK Hastanesine yönlendiriliyor. Ve bebek burada kuvöze alınmak üzere bırakılıyor. Ancak hasta yoğunluğu nedeniyle bir kuvözde en az iki bebek tedavi görüyor. Bırakın hasta haklarını hastane personeli burnundan kıl aldırmıyor. Bu arada yeni doğum yapmış olan anne 11 gün boyunca hastaneye gidip gelip bebeğini emzirmeye çalışıyor. Ve acı olan 11. gün hastaneye geldiğinde bebeğinin rahmete kavuşmuş olduğunu öğreniyor.
Genç anne dokuz ay boyunca karnında taşıdığı bebeğini bir kez bile kucağına alamadan toprağa veriyor.
Yıl 2010. Yine SSK Samatya Hastanesi.Bir Başka Olay.
Gebeliği süresince bu hastane doktorları tarafından kontrol altında tutulan, ancak doğuma birkaç gün kala sancılı olarak hastaneye gelen anneye bebeğinin problemli olduğu, erken doğum olacağı ve yine bu hastanede yeni doğan servisi ve kuvöz olmadığı kaba bir dille söylenerek aileyi telaşa veren hastane doktorları, anneye ilk müdahaleyi yaptıktan sonra doğumun başlamış olduğunu söyleyerek Yenimahalle SSK' ya yönlendiriyorlar. Hasta bu hastaneye gidiyor ancak bu hastane de yer olmadığını için bebeğin doğduktan sonra SSK nın anlaşmalı olduğu özel hastaneye yönlendirileceği anlatılıyor.
Sancılı anne, henüz doğum yapamadığından o hastane senin, bu hastane benim dolaştırılıyor. Anne bir yerde, bebek başka bir yerde olacakmış. Tarih tekerrürden ibaretmiş diyeceğim hoş benzetme olmayacak. Sonuçta genç anneye uygun fiyata şimdiye kadar hiç gitmediği özel bir hastane kucak açıyor. Burada bebeğini sağ salim kucağına alıyor. Teşhis çok şükür yanlış. Anne ve oğul gayet sağlıklı. Kuvöze filan da ihtiyaç olmadı. Üstelik insanca muamele gördü.
Zaman zaman bu ve buna benzer olaylar medyaya da yansıyarak veya bunlara özel programlar yapıldığında görüp, duyuyoruz. Korkuyoruz!. Ayrıca özellikle devlet ya da SSK hastanelerinde birçok hasta ve yakınlarının bu ve benzer olayları yaşadığına tanık oluyoruz. Tabiki tüm hastaneleri ve personeli aynı kefeye koyamayız. Buralarda gayet başarılı insan evladı doktorlarımız ve hastane personelimiz de var. Sözümüz meclisten dışarı diyelim her zamanki gibi..
İşsizlik sorunuyla halkının çoğu ekmeğini kazanmaya ülkemize gelen ve ekonomisi bizden zayıf ülkelerden biri olan Türkmenistan bile sağlık sorununu çözmüş. İnsanına değer vererek, ücretsiz olarak hastane ortamında ya da ihtiyaç durumunda bir telefonla hizmeti eve götürüyorken, doktorlar tarafından düzenli hasta takibi yapılmaktaymış. Bakıcı olarak oralardan buralara çalışmaya gelenler bizi ayıplar haldeler.
Aynı şekilde elektrik, su, telefon, doğalgaz harcamaları ücretsiz. Ayrıca ayda 80 lt. ye kadar ki benzin harcamaları da. Nereden mi biliyorum? Geçmişte bedava diye burada da kendi ülkelerindeki gibi davranan bakıcılar yüzünden az fatura ödemedikJ
En azından ülkemizde de herkes istediği hastaneye gidebilsin. Ekonomik gücü yetsin. İnsanca yaşayabilsin. Bu konuda ne yapmak lazım? Artık denetimler mi artar, asgari ücretler mi? Bilemem...
Devlet Babamıza sözümüz.
Bunları sizlerle paylaşsam da aslında vurgulamak istediğim farklı noktaydı.
1987 den 2010 a. Gelişen değişen yenilenen dünyamız diyoruz. Aradan geçen 23 senede bu hastanelerde ne değişmiş? Fiziki yapısı. Eh! Belki evet. Kafa yapısı? Hayır. Diyorsun ki;"Sen burada yemeğini ye ama lavaboyu aşağı mahalledeki restaurandan kullan"J
Uzun süredir yazmıyorum. Neden mi? Yazacak konuşacak güzellikler bulamıyorum galiba. TV seyrediyorum ya uçuk, saçma yaşantılar ya da hemen hemen her gün verdiğimiz şehit haberleri, geçim sıkıntısından cinnet geçiren aile fertleri, hırsızlıklar, tecavüzler,kavga, dövüş.. .
Bu haberleri bizler gibi çocuklarımız da izliyor. Bakın, oğlum diyor ki;”Anne ben asker olmayacağım. Çünkü askerler ölüyor, ben ölmek istemiyorum”. Daha 9 yaşında. Üzülüyorum. Devletim, Milletim, oğullarımız ve kendi adıma. Ben de tüm anneler gibi endişelerimi, düşüncelerimi dile getirmek isterim..
Nasıl bir hayat bu!.Herkesi bir hırs almış.İnsanlar birbirini dolandırıyor, ana baba evlat katili oluyor, çalışan işini doğru yapmıyor veya parasını alamıyor, iyilik, güzellik, masumiyet, namus yok olmuş. Şeref, onur, haysiyet sözlüklerde kalmış.
Ne yapalım arkadaşlar?
Hazır temmuz ayı da geçiyorken gözlerimizi, kulaklarımızı kapatıp tatile devam mı edelim?
Ben insanlığın mirası bebeklere sesleniyorum artık.
Hoş geldin Arda Bebek!... Yeni umutlar, güzellikler, masumiyet adına.
Nur’unla hoş geldin kararan dünyamıza...
Mutlu Kalın.
| Maltepe Ekspres Gazetesi haber grubu kayıtları başladı. Mail adresinizi yazarak hemen üye olabilirsiniz... |
| Grubu Ziyaret Et |